Kozmopolit Kültürler

Beyoğlu'nun kendine özgü bir kültürü hatta yaşama biçimi olmadı." Doğan Hızlan böyle yazıyor. Paylaşılması zor bir görüş. Kentlerin ve bazı mahallelerin, onların ulusal kültür içinde tanımlanmalarını sağlayan özelliklerinin olduğunu kabul etmemek zordur. Beyoğlu'nun da, böyle bir kentsel alan, ya da mahalle olduğu kesindir, tartışılamaz.

Bizans Dönemi'nde, yabancıların, Osmanlı Dönemi'nde gene yabancıların ve Hıristiyan Osmanlıların çoğunlukta yaşadığı bir alan olması; Beyoğlu'nun daima, İstanbul'un diğer bölgelerinden farklı bir kültüre ve yaşam biçimine sahip olmasına neden olmuştur. Bu farklar, kimi zaman keskin çizgili, büyük ayrılıklar biçiminde görülmüş; kimi zaman azalmıştır.Ama daima var olmuştur.

 
Beyoğlu'nun ayrı ve özgün bir kültürü olmasaydı, yaygın bir biçimde "Eski Beyoğlu" ne oldu diye; televizyonlarda, gazetelerde, dergi ve kitaplarda sorar, bunun için üzülür müydük?
 
Beyoğlu, fiziksel alan olarak yerindedir. Çok şükür; 1894 Depremi'nden bu yana, doğal bir yıkıma uğramamış; 1909'da Hareket Ordusu'nun İstanbul'a girişinden sonra, topların patlayıp, binaların yıkıldığı silahlı çatışmalara sahne olmamıştır. "İmar" etmeye yeni başladığımız için, yapılarının önemli bir bölümü şimdilik yerindedir. Ama değişen bir şey vardır. Bunun için üzülenler, abartmalı bir nostaljiyle dövünenler vardır. İşte bu değişiklik; O'nun kültürel yaşamında olmuştur.
Beyoğlu'nu, Beyoğlu yapan; burasını, belki de yalnız İstanbul'da değil, tüm Avrupa'da, Doğu Kültürü ile Batı Kültürü'nün en karmaşık biçimde birbirine girdiği bir alan yapan, kozmopolit bir kültürün varlığı kesindir. Bu kültürün özellikleri ve sınırları konusunda anlaşmak varlığını kabul etmek kadar kolay değildir. Bu bölümde, bu kültürün fiziksel sınırları çizilmek istenmektedir. Yani, bu kültürün yaşamış olduğu ve yaşadığı yaşadığı sokaklar saptanmaya çalışılmaktadır.
 
Son yıllarda Beyoğlu üstüne yazılmış anıların büyük bölümünde, Beyoğlu denilince; yalnızca İstiklal Caddesi'nden, Meşrutiyet Caddesi'nden, Tarlabaşı Caddesi'nden ve bu üç caddeyi birbirine bağlayan birkaç sokaktan söz edilmektedir.Böyle düşünmenin doğru olmadığına inanıyoruz.
 
Beyoğlu'nun yukarıda sözü edilen bölgesinde ve Bankalar Caddesi gibi diğer bazı bölgelerinde, O'nu İstanbul'un diğer bölgelerinden kolayca ayırabileceğimiz bir mimari yapının olduğu açıktır. Ama bu mimari yapıya bakarak, Beyoğlu'nun eski ya da yeni kültürel sınırlarını çizmek de bizi aldatır. Aslında şimdilik bu mimari özelliği taşıyan yapıların büyük çoğunluğu ("imar" etmeye yeni başladığımız için) hala yerinde durduğu halde; Beyoğlu'nda pek çok değişiklikler olduğu ortadadır. Çünkü mimari görünüş de, bir kentsel alana özelliklerini veren kültürel unsurlardan olsa da, özellikleri yalnızca yapılara bağlayamayız.
 
Bu mimari özellikleri taşımamakla birlikte; yüzlerce yıldır Galata rıhtımlarında, gemiden indirilen ve gemilere yüklenen malların peşinde koşmakla geçimini sağlayan, kozmopolit kalabalığın yaşadığı kenar sokakları Beyoğlu saymazsak neresi sayacağız?Bu kozmopolit kalabalık, yüzlerce yıldır, limana girip çıkan mallardan kendisine küçük, hatta küçücük bir pay koparmak için yaşamıştır. Elleriyle gemileri yükleyip boşaltmıştır. Limana girip çıkanlardan pay alanların, kendilerine de ufacık bir pay vermesi için, yapmadığı iş kalmamıştır. Bunların katipliğini, meyhaneciliğini yapmıştır; terziliğini, hamallığını, orospuluğunu yapmıştır.
Bu insanlar, yalnızca İstiklal, Meşrutiyet ve Tepebaşı caddelerinde değil; bu caddelerden, Dolapdere'ye, Kasımpaşa'ya, Galata rıhtımlarına, Tophane'ye, Fındıklı'ya inen yokuşlarda yaşamıştır. Azalarak da olsa hala yaşamaktadırlar. 
 
Sait Faik, bu yokuşlardan Dolapdere'ye doğru inenleri şöyle anlatmaktadır:"Bir tarafında randevu evlerinin, öte tarafta umumi evlerin kaynaştığı bölge...Karidesçiler, elektrik amelesi, ekmekçi, sirkeci, marangoz çırağı, garson, berber, akordeoncu, kitaracı, bar artisti, revü figüranı, terzi çırağı gibi esnafın birbiri üzerine yığıldığı yokuşta, birbirine karışmış her din ve mezhep, Türk, Rus, Ermeni, Rum,Nasturi, Arap, Çingene, Fransız,Katolik, Levanten, Hırvat, Sırp, Bulgar, Acem, Efganlı, Çinli, Tatar,Yahudi, İtalyan, Maltız, daha her türlü milletin birbirine karıştığı bu garip mahalleden sel yatağına her akşam küçük figüran kızlar iner. Onların ve terzi kızların arkasından berber çırakları yürür; berber çıraklarının arkasına da burma bıyıklı bir Arnavut takılır."

Pera Hakkında

IMAGE Galata ve Pera Tarihsel Gelişimi
Günümüzde tamamına Taksim - Beyoğlu denen, şimdiki Karaköy, Fındıklı, Perşembe Pazarı ve Tophane , Cihangir semtlerinin genel adıdır. 14. yy başlarında Cenevizlilerin kentidir Pera. Bölgenin ticari can damarı ise Galata olarak... Devamını Oku...
IMAGE Kozmopolit Kültürler
Beyoğlu'nun kendine özgü bir kültürü hatta yaşama biçimi olmadı." Doğan Hızlan böyle yazıyor. Paylaşılması zor bir görüş. Kentlerin ve bazı mahallelerin, onların ulusal kültür içinde tanımlanmalarını sağlayan... Devamını Oku...
IMAGE Şimdiki Beyoğlu
İçinde aşk öyküleri, yemek tarifleri, cinayetler,koca karı ilaçları, tiner ve düşler bulunan bir semt; Beyoğlu... Bir zamanlar üzüm bağlarından oluşan Pera Hanım zamanlar 1800'lere vurduğunda Beyoğlu'na dönüşür.  ... Devamını Oku...
IMAGE Tarihlerle Beyoğlu
1700, Cadde (İstiklal Caddesi'nin ilk şekli) dediğimiz Tünel ile Galatasaray arasında uzanan dar, toprak bir yoldur. Bir tarafında Tepebaşı mezarlıkları diğer tarafındaysa, yabancı elçiliklerin semti olan İncirbostanı bulunuyor. 1780... Devamını Oku...