İstanbul'un keşmekeşine koşturmacası ve tembelliğimiz de eklenince, bir türlü yaşadığımız bu kenti tanıma, soluğunu hissetme çabası gösteremez ve sürekli erteleriz. Acaba hangimiz bu alışkanlığa yeteri kadar karşı koyabiliyor ?
Bu özlemle birlikte teknolojinin tüm canavarlarına karşı eski plak satıcıları çoğalmakta ve taş plaklar elden ele dolaşmakta. Kimbilir belki de Leman dergisinin, iflah olmaz doğa ve 'mahalle' tutkusu ile tanıdığımız gözü daima yaşlı eski İstanbul beyefendisi, artık kaçınılmaz hale gelen bu nostalji ihtiyacını karşılaması için yaratılmıştır.
Doğal bir liman, kuruluşundan bu yana müthiş bir stratejik önem ve her dönem ticaretin başkenti özelliğine sahip olması, değişen İstanbul'un melankoliyle karışık nostaljik bir konu haline gelmesinin belki de en önemli sebebi. Böylesine hızlı bir büyüme, kabul edilmesi güç bir değişim yaratıyor. Doğma büyüme İstanbullu olanları zaten bir kenara bırakıp bu şehirde sadece 30 yıldır yaşayanlar bile her şeyden önce bu değişimin bilincine varmak ve sindirmek durumunda kalıyor. Sorumsuzca yapılan tahribatlar ve vurdumduymaz bir mimari şekilsizlik dikkatleri kalandan çok kalmayana yöneltiyor. 40 - 50 yaş aralığındaki bir İstanbullunun doğduğu, çocukluğunu geçirdiği ev bugün yok. Her gün evden çıkarken gördüğümüz eski bir binanın duvarına hiç dikkat etmeyiz. Sonra bir gün o duvarın olmadığını anlar ve tuhaf bir duygu kaplar yüreğimizi. Ama yıkılmadan fark edememişizdir; tıpkı kaybetmeden değerini bilemediğimiz insanlar gibi.
Ama ne olursa olsun, ne kadar tahrip edilirse edilsin, kim hakkında ne söylerse söylesin, İstanbul’ un insanı içine çeken bir büyüsü, diğer kentlere oranla geceyle gündüz kadar farklı bir ışığı ve hala yeniden keşfedilmesi gereken tarafları var.
.









