Gökçeada

 gokeada yeni resim

her ah çekişte yürek yürek eririm
çekilirim damar damar
terkedilmiş köylerin acısı dolar içerime
her gün kar yağar düşlerimin üstüne ince ince
her akşam odalar özlem kesilir
sokaklar hüzün

 

Nuri Can bu dizeleri yazarken nereyi düşündü bilemiyorum ama ben Gökçeada'yı gezerken bu dizeleri düşündüm içim kanayarak. Geçtiğimiz 23 nisan üç günlük tatili fırsat bilip uzun zamandır gitmeyi isteyip de gidemediğim Gökçeada'yı gezme imkanı buldum. Gitmeyi düşünenler için söylüyorum biraz hüzünlü , biraz keyifli bir geziye hazırlıklı olun .Hüzünlü diyorum çünkü terkedilmiş köyleri , evleri , geride bırakılan eşyaları ve anıları görüp de üzülmemek elde değil. Keyifli diyorum çünkü muhteşem bir doğa sizi bekliyor.  

Gökçeada ile buluşmamız Kuzuluk limanı ile başlıyor. Kuzuluk limanına yaklaşırken sizi karşılayan görüntüye bakıp ta hayal kırıklığına uğramayın diye söylüyorum burada liman kompleksi ve birkaç lojman dışında pek bir şey yok. Feribottan indikten sonra yaklaşık 7 kilometrelik bir yolculuktan sonra ilçe merkezine varıyorsunuz ilçe tipik bir Anadolu kasabası görünümünde yoğunlukla bir yada iki katlı binalar , sıra dükkanlar , Arnavut kaldırımı yollar ... İlçede gördüğünüz yüksek binalar askeri lojmanlar ( bu arada ada nüfusunun yarısından fazlasını askerler oluşturuyor ) . Alışveriş ihtiyacınızı ilçe merkezinden yapmanızı öneririm zira köylerde böyle bir imkanınız yok.

Köylere giderken tabelalar sizi yönlendiriyor ancak oldukça bozuk yollara ve başıboş gezen keçilere hazırlıklı olun . Adanın tüm yolları o kadar bozuk ki yolların bu kadar bozuk olması insanı başka düşüncelere sevk etmiyor değil. Neyse politika başkalarının işi , biz adaya dönelim ; adanın en güzel köylerinden biri Kaleköy ; merkeze oldukça yakın sahilin hemen yanında yüksek bir tepeye kurulmuş olan bu köy muhteşem manzarasıyla güneşin batışının en güzel izlenebileceği yerlerden biri. Adanın diğer köylerinde de karşılaşacağınız evler genelde tek katlı ve ada içerisinde bulunan taş ocaklarından çıkarılan koyu kiremit rengi , kahverengiye çalan bir tonda taşlardan yapılmış, geniş bir sofaya açılan odalar ve mutfaktan oluşuyor . Ancak iki katlı ve örneklerini eski rum yerleşimlerinin tamamında gördüğümüz ahşap taşıyıcılı cumbalı evleri de görebiliyorsunuz. Kaleköy'ün hemen ardındaki başka bir tepedeki Bademli köyü de benzer manzaralara sahip . Konaklama için Kaleköy ve Bademlide Rum evlerinin restorasyonu sonucu butik otele dönüştürülmüş şirin birkaç otel ve Kaleköy sahilde moteller ve pansiyonlar mevcut.

Unutmadan bir de sahilde belediyeye ait adanın hoş ortamına pekte uygun düşmeyen yıldızlı bir otelde mevcut ,tercih size ait . Adanın en güzel köylerinden biride Zeytinli ; ilçe merkezinin hemen çıkışında bozuk toprak bir yoldan çıkıyorsunuz köye ve anında ortamın havası değişiyor. Kendinizi herhangi bir yunan adasında varsayabilirsiniz. Tipik Rum evleri ,bazıları restore edilmiş ancak oldukça düzenli . Biz gittiğimizde köy bomboştu ancak yaz aylarında Yunanistan'dan gelen ev sahipleri ile köy canlanıyormuş. Zeytinli köyü Madam'ın dibek kahvesi ile meşhur bir köy Madam rahmetli olmuş ama kocası halen devam ettiriyor kahve işini , kahveler eskisi kadar iyi değilmiş ( Madamın elinden içenlerin yalancısıyım ) ama olsun seçenekleriniz var . Hiristo'nun kahvesi hemen Madamın kahvesinin yanında ve kahvesi muhteşem . Bu arada Fener Rum Patriği Barthelomeos'un bu köyde doğduğunu hatırlatalım . Hiristo'nun kahvesi de bu evin altında zaten. Zeytinli'de adada konaklanabilecek en güzel mekanlardan biri olan , iki eski Rum evinin restore edilmesiyle şirin bir otele dönüştürülmüş Zeydali Otel var . Alternatif olarak değerlendirilebilir .

Pek ayrılmak isteme sekte aşağı inip Tepeköy'e doğru yola çıkıyoruz. Yol üzerinde muhteşem bir baraj gölü karşılıyor bizi . Ada bu anlamda çok şanslı dünya üzerinde bu büyüklükte olup ta kendi tatlı su kaynağı olan ender adalardan bir Gökçeada. Hani önünde set olmasa doğal bir göl izlenimi veriyor. Etrafta hiçbir yerleşimin bulunmaması gölün güzelliğini bir kat daha arttırıyor. Gölü geçtikten sonra dik ve uzun bir toprak yoldan Tepeköy'e çıkıyoruz. Zeytinli'ye göre daha büyük bir köy Tepeköy. Birçok ev terkedilmiş , büyük bir felaket olmuşta insanlar kapılarının bile çekmeden evlerini terk etmişler izlenimi veriyor bizlere. Evlerin bulunduğu dar sokakları , patikaları dolaşırken evlerin çoğununa kırk yıldır uğranmadığı hissediliyor. Kapıların çoğu açık , pek çoğu yağmalanmış , bazılarının kapısında paslı asma kilitler bazıları ise iple bağlanmış . Kapısı iple bağlanmış birine girmeye yelteniyoruz , gördüğümüz manzara içler acısı ; duvarda ev sahiplerinde kalmış bir eski fotoğraf , ortaya dağılmış eski kağıtlar , mutfak eşyaları olduğu gibi bırakılmış . Yerdeki kağıtlardan birini alıyoruz , Rumca yazılmış bir mektup üzerindeki tarih 1946 grupta kimseden ses çıkmıyor , ev sahiplerinin anılarına saygı gösterilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Kapıyı tekrar bağlayıp köy meydanına dönüyoruz. Burada Yorgo'nun tavernası var . Adanın tek Rum tavernası . Yorgo neşesi ve misafirperverliği ile bizi şaşırtıyor. Kendi ev yapımı şarapları tüm Türkiye'de ünlü . Gelmişken şarap içmeden olmaz diyoruz , oturuyoruz muhabbete Yorgo eskiden adada bağcılık yapıldığından bahsediyor ,şimdilerde bağ kalmadığından üzümlerini Bozcaada'dan getiriyormuş . Bize imalathanesini gezdiriyor , evinin altında küçük bir imalathane . Size bir şey göstereyim diyor ve evinin karşısında küçük eski bir evin kapısını açıyor usulca , ortada eski bir kumaş dokuma tezgahı , yarım kalmış bir kumaş dokuması ve üzerinde bir parmak toz . herkesi tekrar hüzün kaplıyor . İnsanları evlerini , arkadaşlarını ve hatıralarını terk etmeye zorlayan nedir diye düşünüyoruz ama soramıyoruz. Beklide altından çıkacak şeylerden korkuyoruz , biraz bizimde sorumluluğuz olduğunu biliyoruz ve utanıyoruz.

Arkamızda hüzünler yola çıkıyoruz hedefimiz Dereköy , bir zamanlar 3000 nüfusu ile Türkiyenin en büyük köyü olan Dereköy bugün tümüyle terkedilmiş , sadece 20 hane yaşıyor koca köyde. Eski harap evlerin arasından geçip köy meydanına geliyoruz küçük bir kahvehane ve içeride oturan birkaç kişi dışında etrafta kimse yok . Daha önceden soruşturduğumuz Bizanslılardan kalma çamaşırhaneyi buluyoruz. İçeriye girdiğimizde daha sonra 8 yaşında olduğunu öğrendiğimiz Vahdet ile karşılaşıyoruz annesinin yıkadığı halının yanında suyla oynuyor. Vahdet 'in ailesi Van'dan gelmiş adaya yerleşmiş hayvancılık yapıyor . Ada doğal bir otlak tüm hayvanlar özgürce adada dolaşıp otluyorlar , sadece kış aylarında ağıllara sokuluyorlarmış . Vahdet bize köyü gezdiriyor önce eski bir zeytinyağı fabrikasına gidiyoruz tabi harap durumda , köydeki tüm ahşap yapılar adeta bir deprem olmuş gibi zarar görmüş kimsenin sahiplenmediği ortada . Karşı yamaçtaki taş evlerden bazılarının restore edildiğini görüyoruz , bunlar genelde yazın Yunanistan'dan gelenler tarafından kullanılıyormuş.

İçimiz acıyarak ayrılıyoruz köyden , adanın en güneyinde bir liman ve Uğurlu köyü var sonradan kurulmuş küçük bir balıkçı köyü . Burada fazla oyalanmayıp adanın doğusundan dolaşan dar ve uzun yoldan Tuz gölüne doğru yola çıkıyoruz. Adanın doğusunda Eşelek köyüne varmadan muhteşem bir sahil karşılıyor bizi , Tuz gölünün hemen güneyinde bir plaj Kefalos , adanın yerlileri yaz aylarında buranın çok daha güzel olduğunu söylüyorlar. Biraz daha ilerde Tuz gölü var . Göl diyoruz ama yazın daha çok çamurderyası oluyormuş ancak buranın çamurunun birçok hastalığa iyi geldiği de söyleniyor. Yaz aylarında çamur banyosu yapmak için birçok kişi adaya geliyormuş. Tuz gölünden ayrıldıktan sonra Eşelek köyünden geçen yeşillikler içerisindeki bir yoldan ilçe merkezine varıyorsunuz. Anlattıklarıma bakıp ta bir günde adayı gezerim diye düşünmeyin oldukça yorucu olacaktır. Bu nedenle adada en az bir gece konaklayacak şekilde planınızı yapın. Adadan dönüşte arabanızı önceden feribot sırasına sokmanızda yarar var zira yaz aylarında çok yoğun olabiliyormuş. Bizim dönüşümüzde de nisan ayı olmasına rağmen birkaç araba feribota binemedi .

Vapur düdüğünü çaldı son yolcularda telaşla vapura biniyorlar. Adada geçirdiğimiz iki gün boyunca yaşadıklarımız bohçamızda , yıllar önce burada evlerini , dostlarını ve anılarını bırakanların hüznüne eşlik ederek Ege'nin sularına açılıyoruz. Adaya el sallarken Nuri Can039;ın şu dizeleri dökülüyor ağzımdan ;

gidiyorum

başımda gam gözlerimde nem

bütün hatıraları bırakıp gerideusulca çekip kapıyı ardımdan

alıp başımı gidiyorum buralardan

şafak sökmeden kimseler görmeden

yağmurun yağmadığı çöllere gidiyorum

sevgi dolu yüreğimi bir ıssızda yakmak için

Sevgilerle Kalın ... Recep DAYI