 |
 |
 |
 |
BAZI SEMTLERİN ( KÖYLERİN ) İSİM HİKAYELERİ |
 |
|
Arnavutköy - Önceleri, Boğaziçi'nin bu sevimli semtinde Arnavutlar oturduğu için buraya bu ad takılmıştı
Beylerbeyi - III. Murat devri beylerbeylerinden Mehmet Paşa'nın yalısını bulunduğu için köye bu ad verilmiştir.
Çengelköy - XIX. Yüzyılda Kaptan-ı deryalıklarda, valiliklerde bulunmuş, yiğitliğiyle tanınmış Çengeloğlu Tahir Paşa burada bir mescit yaptırmıştı.
Kabataş - İskelenin bulunduğu yerde eskiden büyük bir taş vardı. Osmanlı devri ileri gelenlerinden "Köse Kahya" diye tanınmış Mustafa Necip çelebi bu taşı yontturup iskele haline getirdi.
Kanlıca - Bu bölgeye Kanuni Sultan Süleyman tarafından Anadolu' dan Türkmen ve göçebe bazı Türk kabileleri getirtilip yerleştirilmiştir. Bu göçebelerin buraya yerleşmeleri kağnılarla olduğu ve çok uzun bir süre içinde ancak yerleşebildikleri için halk arasında bu bölgeye Kağnıca, sonralarda Kanlıca denmiştir.
Kuzguncuk - Fatih Sultan Mehmet devrinde, Kuzgun Baba diye anılan bir derviş burada oturmuştu.
Üsküdar - Farsça "Konak" anlamına gelir. Eskiden Anadolu'ya İran'a, Arabistan'a gidip gelen kervanlar burada konaklardı.
Vaniköy - Eski adı Papazbahçesi'ydi. IV. Mehmet, Şeyh-i Sultani Esseyit Mehmet Vani (Vanlı) ye bu yerleri hediye etti, o da kendisine burada bir yalı, bir iki ev yaptırdı. |
|
|
|
|
|
|
 |
DÜNYANIN İNCİSİ 'BOĞAZİÇİ' |
 |
 |
NEDEN BOSPHORUS ( İNEK GEÇİDİ ) ?
Bogaziçinin ilk adı Bosphorus' tur. Bu bileşik kelime bous (inek) ve phorus (geçit) kelimelerinden türemiştir.
Argos kralının kızı Lo, kentteki Hera Tapınağı'nın
rahibesidir. Tanrılar tanrısı Zeus, bir gün Lo'yu
görür ve ona âşık olur.
|
 |
Zeus'un karısı olan tanrıça Hera, kocasının kendisini
aldattığını anlayınca çok sinirlenir. Zeus, Lo'yu
karısının gazabından korumak için onu inek biçimine
sokar. Hera buna kanmaz ve ineği alıp başına da bin
gözlü dev Argos'u nöbetçi bırakır. Buna karşılık Zeus
da, Hermes'i gönderir ve devi öldürtür. Hera bu kez
Lo'nun peşine bir at sineği salar. Sineğin ısırıklarından
canı çok yanan zavallı Lo, İstanbul Boğazı'nı aşarak
Anadolu yakasına kaçar. İşte bu öyküden dolayı İstanbul
Boğazı, 'İnek Geçidi' anlamına gelen 'Bosphoros' adını
almıştır.
Mitolojinin zamandışı dünyasında İo'nun bir kıtadan öbürüne geçişini Arganotların bir denizden bir denize geçişi izledi. Herakles, Peleus,Telomon, Orfeus, Kastor gibi klasik mitolojinin birinci döngü kahramanlarının eşliğinde İason, Kolkhis ülkesinde saklanan Altın postekiyi bulmak için kuzeye Karadeniz'e doğru yola çıktı. Bu efsane iki kıta ile iki deniz arasında geçit sağlayan Boğaz'ın coğrafi önemini gösteriyor.
|
ZAMAN İÇİNDE BOGAZİÇİ
Bundan çok gerilere ta Bizans zamanında gittiğimizde Boğaziçi'nde koca şehirle bağlantısı asgari
düzeyde olan köylerin varlığını görürüz. Köylerde
insanlar balıkçılık ve Bahçecilikle geçinir.
Bu durum İstanbul'u Türklerin ele geçirmesinden
sonra da pek fazla değişmez.
Ancak daha Fatih'ten başlayarak Osmanlı padişahları Boğaz'ın güzelliğinin farkındadır.Onun için birçoğu buralardaki oldukça bakir olan sahillerde yer beğenir, küçük saraylar kasırlar ,köşkler yaptırırlar. Sert akıntılı suda gidecek kayıkları, onları götürecek kürekçileri ancak Hazine-i Hümayun karşılayabilir o dönemlerde. Kara yolu zaten yoktur
Asya'dan gelen kervanlar Boğaz kıyılarında durur,yükleri kayıklarla Avrupa yakasına taşınırdı. Ticaretle uğraşan bütün dünya halkları-Fenikeliler, Grekler, Araplar, İtalyanlar genellikle işlenmiş mallarla Karadeniz'e doğru yola çıkar ve değerli hammaddeler taşıyarak geri dönerlerdi. Bugün de Boğaziçi'ndeki küçük vapur iskelelerinden birinin yanındaki bir çayhanede ya da meyhanede oturursanız, aynı işlek trafiği seyredersiniz. Her boydan, her bandıradan şilepler,yolcu gemileri, lüks gemiler, arada bir de kaçınılmaz savaş gemileri, Boğaz'da her zaman var olan küçük balıkçı teknelerinin ya da İstanbul halkını büyük su yolunda karşıdan karşıya geçiren vapurların arasında kendilerine bir yol bulmaya çalışarak kuzeye ya da güneye doğru yol alırlar. Sonra iki modern asma köprüden birine göz atarsanız, iki kıta arasındaki kesintisiz motorlu taşıt trafiğini görebilirsiniz
Geçidi aşmak göründüğü kadar kolay olmaz. Zorluk rüzgarın sertliğinden ileri gelmez. Sorun akıntılardır. Tuna, Dinyeper, Dinyester gibi büyük ırmakların aktığı Karadeniz'de buharlaşma Akdeniz' dekinden çok daha az olduğundan her zaman fazla su vardır. Bu su fazlası Karadeniz'den Boğaz kanalıyla Marmara'ya akar.Boğaz'ın kuzey ucundaki deniz düzeyi güneydekinden daha yüksektir. İşte bu farklılık son derece güçlü bir yüzey akıntısı yaratır. Akıntı düz yolda gitmediği için çeşitli burunlara çarpıp yön değiştirir.böylece ters akıntılar da oluşur. Öte yandan,Marmara'nın daha tuzlu ve yoğun olan suyu da bir salt akıntıya yol açar. Böylece kimi vakit bir balıkçı teknesi yüzeydeki akıntıyla güneye doğru sürüklenirken alt akıntı oltaları kuzeye doğru çeker. Akıntının yol açtığı zorluklar kışın pek sık görülen sisle birleşince gemilerin kontrolden çıkıp her iki yaka boyunca sıralanan yalılardan birinin yatak odasına girmesi işeten bile değildir.
Avrupa ve Asya'yı ayıran Boğaz'da Karadeniz'e doğru geleneksel ve unutulmaz bir deniz gezisi yapmadan İstanbul ziyareti tamamlanmış sayılamaz. Büyük bir ihtişam ve saf bir güzellik yansıtan kıyıları geçmiş ve günümüzün karmasıdır. Yalıların yanında modern oteller, taştan hisarların yanı başında rustik saraylar ve küçük balıkçı köylerinin hatırasını taşıyan semtlerde şık yapılar...
|
|
|
|
| |
|
|
|