Balat'ta Üç Yahudi;Üç Uzun Tarih Gibi...

yahudiler

Salamon Nesim Hekim, kendi deyimiyle "eski,en eski, kadim Balatlı''. Tam beş asır öncesi kalyonlarla İspanya´dan  yola çıkan ataları Balat sahilinde demirleyince başlamış İstanbul´daki serüvenleri.

Salamon Bey, "Babam sondan bir önceki büyük savaşta yani Çanakkale´de şehit oldu'' diyor. Son büyük savaş olarak İstiklal Savaşı´nı gördüğünden Çanakkale için "sondan bir önceki büyük savaş'' diye söz ediyor.

Küçük Salamon dünyaya gözlerini açar açmaz yetim kaldığı için hiç baba şevkati görmemiş. Baba yok, Cumhuriyet yeni kurulmuş, memleketin imkanları kısıtlı, aile de yoksul olunca tam teşeküllü bir tahsil görememiş. Okuma yazmayı söktükten ve biraz da matematiği öğrendikten sonra ilkokuldan ayrılıp Tekel maddeleri satan bir dükkanda çırak olarak işe başlamış. Salamon Nesim Bey, "Kendimi bildiğimden beri hiç durmadan çalışıyorum'' diyor. Askere gitmeden önce gönlünü kaptırdığı kendisi gibi Balat Yahudisi olan Donna Hanım´la evlenmiş. 1940´ta bir buçuk yıl sonra dönerim umuduyla askere gitmiş ama...

Sanki dünya savaş çıkarmak için bizim aileden bir erkeğin askere gitmesini bekliyor. Babam askere gittiğinde Birinci, ben askere gittiğimde ise İkinci Cihan Savaşı çıktı. Bir buçuk yılda dönmeyi umarken Alaman Harbi´nden ötürü üç buçuk yıl silah altında kaldım. Geldiğimde kızım kocaman olmuştu. Ama neyse vatan sağolsun''

Salamon Bey, askerden sonra yavaş yavaş sermaye biriktirip 1950´de çıraklık yaptığı Balat çarşısı´nda bir bakkal dükkanı açmış ve tam 40 yıl boyunca tekkeyi beklemiş. Üç kızının üçü de Balat´ta doğup büyümüşler. Emekli olunca dükkanı kapamış ama çalışmadan duramadığı için Balat Market´in sahibi Aytekin Karadağ´ın yanında çalışmaya devam etmiş. Şimdi Şişli´de büyük kızının yakınında oturuyor. Aytekin Bey, onu her sabah erkende evinden alıp Balat´a getiriyor. Akşam 17.00 oldu mu Salamon Bey, duraktan otobüse binip önce Unkapanı´na oradan da ikinci bir taşıtla Şişli´ye geçiyor.;

Osmanlılar Yahudilere "Çıfıt'' diye hitap ettikleri için bugün adı leblebiciler Sokağı olan bölgeye eskiden "Çıfıt Çarşısı'' denilirmiş. Çünkü, bu çarşı esnafının büyük bir bölümü Museviler´den oluşurmuş. Mimar Sinan Ayakapı´daki hamamı inşa ederken Balat Musevileri´nin isteği üzerine, eserin içine bir de "Çıfıt Batağı'' yapmıştı. Yahudiler´in gusül abdesti aldıkları havuzlara Çıfıt Batağı deniliyordu. Bu havuzlardan bir örnek de Balat Çavuş Hamamı´nda bulunuyor.

Eski Çıfıt Çarşısı´nda yer alan Balat Market´in yani Salamon Bey´in hemen karşısında Balat Manavı´nın sahibi de 74 yaşında bir Musevi. Manav Davit Behar´ın babası Silivrili, annesi ise Balatlı bir Yahudi. Anne tarafı Mollaaşkı Mahallesi´nin en eski sakinlerinden biri. Küçüklüğünde Balat Çarşısı´nın çok hareketli olduğunu söyleyen Davit Bey, "Hareketli ve çeşitliydi. Sanki bütün bir dünya buradaydı. Çarşıyı gezdiğinizde aynı anda 7-8 ayrı lisanın konuşulduğuna şahit olurdunuz'' dedi.

Davit Bey de Balat´ta doğmuş ve burada büyümüş. Halen burada oturuyor. Bir kızı bir de oğlu var. Onlar da Balat´ta büyümüş. Bulunduğu dükkan İstanbul´un belki de en eski manavı. İçinde barınmak için bir sığınak bulunmayan bu eski zaman manavının önü olduğu gibi açık. Yaz ya da kış hava koşulları ne olursa olsun, bu tarzdan asla taviz verilmiyor. Kendini bildi bileli durmaksızın çalışan bu yaşlı adam, karların dükkanın önünü kapadığı kış günlerinde bir yağ tenekesine portakal kasalarının ahşaplarını doldurarak tutuşturup karıncalanan ellerini ısıtıyor. Tıpkı bundan 60-65 yıl öncesinde, çocukluk çağında olduğu gibi. Tıpkı 250-300 yıl önce Çıfıt Çarşısı´ndaki büyük büyük dedesinin yaptığı gibi... Ama hiç şikayet etmiyor. Gözlerini gökyüzüne kaldırıp, "bize himmet edip ekmek verdiği için şükürler olsun'' diyor.

Balat Çarşısı´nın en eski esnaflarından biri olan Leon Brudo 79 yaşında. Manifaturacılık yapan Leon Bey´in babası küçükken İstanbul´a gelmiş bir Selanik Yahudisi. Çeşitli işlerde çalıştıktan sonra İstanbullu bir Yahudi ailenin kızıyla evlenerek Kuzguncuk´a yerleşmiş. Leon Brudo da tıpkı diğer Museviler gibi çocuk denecek yaşta iş hayatına atılmış. Bilgili, neşeli, görgülü bir eski zaman İstanbullusu. Şapka meraklısı. Türlü çeşit fotr şapkası var. Her gittiği yerden bir şapka almış. Koleksiyonunda bir şapka var ki tam 50 yıldır giymeye devam ediyor.Leon Bey dükkanının olduğu binayı yıllar önce satın almış. Binanın cumbasının üstünde Safarad Yahudileri´nin alamati farikası olan bir kalyon kabartması var. Üstünde "Furtuna Marmara'' yazan bu kalyon rölyefi, Museviler´ir İspanyol engizisyonundan kaçarken binip İstanbul´a geldikleri tekneleri sembololize ediyor.Leon Brudo, 20 yıl önce Balat kötüye gitmeye başlayınca evini Nişantaşı´na taşımış. Ama Unesco´nun hazırladığı Balat ve Fener Semtleri Kentsel Rehabilitasyon Projesi ortaya çıkıp, Haliç de temizlenince tekrar evine dönmüş. "Oğlum, gelinim ve iki torunum burayı çok seviyor. Nişantaşında bir birinin duvarına bakan apartmanlar yerine Balat´ta müstakil, deniz manzaralı evi tercih ediyoruz'' diyen Leon Bey, kendisinin ve atalarının doğduğu bu semtte ölmek istediğini söyledi.

Balat´ın küçük bir dünya minyatürü olduğuna inanıyor. Komşularını sayarken, "Agora Meyhanesi´nin sahibi Hıristo isminden de anlaşılacağı gibi Hıristiyan, ciğercimiz Müslüman, bendeniz Yahudi, sobacımız Bulgar, nalburumuz Boşnak, aktarımız Pomak, kebapçımız Arap, balıkçımız Laz'' diyor. 6-7 Eylül 1955 tarihi dışında bugüne kadar komşular ve dinler arasında hiçbir sürtüşmenin yaşanmadığını belirten Leon Brudo, 6-7 Eylül´de Rumlar´ın dükkanlarına saldıran yağmacıların da Balat dışından gelen bir avuç çapulcu olduğuna inanıyor. Ve bakın bu konuda neler söylüyor:

"Tevrat´ta en büyük erdemlerden biri olarak insanlara karşı görevler sıralanmıştır. Ayetlerden birinde "Komşunu kendin gibi seveceksin'' denilmektedir. Burada sadece Yahudi olan komşu kastedilmemiştir. Çünkü "komşu''ya ilişkin başka bir ayette bu sözcük "yabancı''yı da ifade eder. Yani Allah, "Yabancıyı kendin gibi seveceksin'' diye buyuruyor. Benim işim çok olup da komşum manifaturacı evine ekmek götüremiyorsa, ben günahkar olurum. Bundan dolayı, bazı müşterilerime, ´onda bu kumaşın kırmızısı daha canlı´ deyip komşuma gönderirim. Bu da bir nevi ibadettir çünkü.''

* Bu yazı gazeteci Ersin KALKAN'ın Hürriyet Gazatesinde Yayınlanmış olan makalesinden alınmıştır.