Tarih Sahnesinde İstanbul

eski-istanbul

İstanbul'un kuruluş öykülerinin çoğu, günümüzden 2700 yıl öncelerinde başlar. Bu tarihlerde Megaralılar, İstanbul'da Byzantion adında bir koloni kenti kurmuştur. Byzantion'un kurulmasıyla başlayan bu büyük kent serüveni, Hellenistik, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerinden günümüze dek süregelmiştir.O dönemlerde bugünkü İstanbul'un yerinde üç ayrı kent vardı: İlk kent, Kadıköy'de kurulan ve 'Körler ülkesi' olarak anılan Kalkhedon; ikinci kent, Eminönü ve Fatih ilçelerinin bulunduğu 'Tarihi Yarımada' olarak bilinen alanda kurulan Byzantion'dur. Üçüncü kent ise, İstanbul'un dışında, bugünkü Silivri ilçesi sınırları içinde kalan Selymbria'dır.

Byzantion'u kuranlar, Yunanistan'ın orta bölgelerindeki Megara kentinden gelen, ticaret yapmak, yeni kaynaklar bulmak amacıyla göç edip yeni kentler kuran kolonistlerdi. Günümüzden yaklaşık 2500 yıl önce yaşayan Herodotos, Byzantion'un Kalhhedon'dan 17 yıl sonra kurulduğunu anlatır. Amasyalı coğrafyacı Strabon ile Herodotos'un birleştiği bir nokta vardır: Anadolu yakasında ilk kenti kuran Kalhedonlular kör olmalıydı! Kör olmasalardı, karşı kıyıda böylesine elverişli ve güzel bir yer dururken gelip oraya yerleşmezlerdi. Kalhedon'un tarih boyunca 'Körler Ülkesi' diye anılmasının nedeni belki de bu düşünceydi.

Byzantion'un kuruluşu ve Boğaz ile ilgili bir diğer efsanede de, Lo, 'Altın Boynuz' olarak anılan Haliç'i aşar ve bir çocuk doğurur. Bebeğinin adını Keroessa koyar. Keroessa büyür ve günün birinde denizler tanrısı Poseidon'dan Byzas adında bir oğul dünyaya getirir. Byzas büyüdüğünde, annesinin kendisini doğurduğu yerde bir kent kurar. Kent, kurucusunun adını alır ve Byzantion olarak anılır. Gerçekte, Megaralılar'ın komutanı olan Byzas, Byzantion'un Roma İmparatorluk Dönemi sikkelerinin ön yüzünde miğferli ve sakallı olarak resmedilmiştir. Bu paraların arka kısmında görülen gemi ise Byzas'ı Megara'dan Byzantion'a getiren gemi olmalıdır.Yaklaşık 2200 yıl önce yaşayan Yunan tarihçi Polbios'a göre, deniz kıyısında, korunaklı ve zengin bir kenttir Byzantion. Boğazın üstündeki konumu dolayısıyla Karadeniz ve Ege arasındaki ticaretin kilit noktasıdır. Önceleri sadece Boğazdaki deniz yolunu kontrol eden Byzantion, sonraları Trakya'dan Anadolu'ya ve Anadolu'dan Trakya'ya geçişleri de kontrol etmeye başlar. Bu geçişlere dair bir efsanede, Pers kralı I. Dareios, 2500 yıl önce İskit seferi sırasında gemileri yan yana dizdirerek bir köprü oluşturur ve ordusunu karşı kıyıya geçirir.

M.S. İSTANBUL ( ORTA ÇAĞ )

Roma egemenliği altında iç bağımsızlığını koruyan bu ticaret şehri, ancak M.S. II. yüzyılda bir Roma sitesi oldu.İmparator Konstantin, 325'te yeni ve büyük bir şehir yapımına girişti.11 Mayıs 330'da bu şehir kesin olarak Roma'nın yerine dünya imparatorluğunun başkenti oldu. Daha Konstantin devrinde şehrin nüfusu 200.000'i geçti. Fakat birkaç milyonluk Roma'nın kalabalıklığına ve büyüklüğüne erişmekten uzak bulunuyordu. 395'te imparatorluk ikiye ayrılınca İstanbul Doğu İmparatorluğu' nun başkenti oldu. Justinianus devrinde yani VI. Yüzyılda nüfusu milyonu aştı, dünyanın en büyük şehri haline geldi. VII. Yüzyılın sonundan başlayarak Bağdat nüfusu, büyüklüğü ve zenginliği bakımından İstanbul'u geride bıraktıysa da , şehir hiçbir zaman milyonu aşan nüfusunu kaybetmedi. Ancak Latinler' in işgalinde bu büyük nüfus dağıldı.

Asya'da ki imparatorluklarının yıkılması üzerine Avrupa'ya gelen ve bu kıtanın en büyük kısmında olan Hun Türklerinin hakanı Atilla, 447'de Büyükçekmece'ye kadar geldi; fakat Bizans'ı yıllık bir vergiye bağladıktan sonra geri döndü. Hun' lardan sonra gene Asya da ki imparatorluk tahtını kaybeden Avar (Apar) Türkleri Avrupa'ya geldiler ve 616'da İstanbul'un önlerine kadar ilerlediler. 626 yılında Avarlar'ın şehri kuşatması, tarih boyunca Bizans'ın karşılaştığı en önemli tehlikelerden birini meydana getirdi. Kadıköy ve Üsküdar tarafından da İranlılar (Sasaniler) bu kuşatmaya katılıyorlardı. Büyük şans eseri olarak Bizans bu kuşatmayı ağır şartlarla atlattı.

İslam dinin ortaya çıkmasından sonra Arapların başlıca hedeflerinden biride İstanbul oldu. 668-669 kuşatması gelecekteki halife Yezid'in başkomutanlığı altında yapıldı. 665'te Bizans donanmasını yok eden İslam donanması bu kuşatmaya açık bir kapı hazırlamıştı.Bu sefere Peygamberin bayraktarı Halid İbni Zeyd ( Ebu Eyyubu'l-Ensari ) ve Peygamberin birçok arkadaşı katıldı. Bu kuşatmadan bir sonuç çıkmayınca Halife Muaviye, 673-674'te şehri bir kere daha karadan kuşattırdı. Araplar Kapıdağı yarımadasında üslenerek tam yedi yıl sefer mevsiminde İstanbul önlerinde göründüler. Fakat bileşimi yalnız Bizanslılar tarafından bilinen "Rum Ateşi" yüzünden bir sonuç çıkmadı. 713 - 714 'te Prens Mesleme, tekrar İstanbul'u kuşattı. Bu kuşatma Bizans'ı yıkılma tehlikesiyle yüz yüze getirdi. Arapların şehri alması ve Avrupa'ya hakim olması bir gün meselesi sayıldı. Fakat İmparator Leon'un enerjisi durumu kurtardı. Bu kuşatma Avrupa tarihinin dönüm noktalarından biri sayılır.781'de gelecekteki halife Harunureşid'te şehri kuşattı; fakat yıllık vergi karşılığında geri çekildi.Bundan sonra Bulgar Türkleri, İstanbul için en büyük tehlike teşkil etti.813'te Kurum Han, Bizans ordusunu Edirne meydan savaşında yok ettikten sonra, şehri kuşattı. Fakat kat kat surlarının ululuğu ve dayanıklılığı Bizans'ı gene kurtardı. 1090'da başka bir Türk topluluğu, Peçenekler Çekmece'ye kadar geldiler.

Malazgirt'ten birkaç yıl sonra Selçuklu Türkleri Üsküdar'a kadar geldiler ve İznik'i Türkiye'nin başkenti yaptılar; fakat Avrupa'ya geçemediler. Birinci Haçlı seferi Bizans'ı Selçuk Türklerinden kurtardı. Ve Bizans'ın Türkler tarafından fethini 350 yıl geriye itti.

16 Nisan 1204'te, Bizans'ı Türklerin elinden kurtarmak emeliyle hazırlanan Haçlı Seferinin dördüncüsü, özellikle Bizans'a yöneldi. Şehrin heybeti ve zenginliği karşısında gözleri kamaşan fakir Avrupalılar, İstanbul'u şiddetli bir savaştan sonra aldılar. Tarihte ilk defa olarak şehre barbarlar egemen oldular. Milyonluk şehir en müthiş yağma, katil ve saldırılarla karşılaştı ve zenginliğinin büyük kısmını kaybetti. On binlerce elyazması yakıldı. Kiliseler son şamdanlarına kadar yağmalandı. On binlerce İstanbullu kılıçtan geçirildi. Kadınlar saldırıya uğradı. Bütün bu hareketlere yalnız savaşçılar değil, Latin rahipleride katıldı. İznik'e sığınan Bizans İmparatorluğu başkentini Latinler'in elinden almak için amansız bir mücadeleye girişti. Latinler İstanbul'da bir imparatorluk kurdular ve tahtı bir Fransız Hanedanına verdiler. Sonunda 1261'de Paleologoslar'ın idaresindeki Bizanslılar İstanbul'dan Latinleri kovdular. İmparatorluğun başkenti İznik'ten tekrar İstanbul'a nakledildi. Fakat bu dönemde şehrin nüfusu tahminlere göre yarım milyondan da aşağıya düşmüştü. Bununla beraber -İspanya'da ki Arap şehirleri hariç- Avrupa'nın en büyük şehri idi. Bu devre kadar Hıristiyan Avrupa'da hiçbir şehrin nüfusu 150.000'i aşmamıştır.

Bundan sonra Bizans, Osmanlı Türkleri ile karşı karşıya kaldı. Daha sonra Orhan bey Üsküdar'a geldi. İmparator ile pek sıkı ilişkiler kurdu. 1390 baharında Orhan Gazi'nin torunu Yıldırım Bayezit, şehri kuşattı fakat ağır vergi karşılığında kuşatmayı kaldırdı. Yıldırım'ın İstanbul'u almak azim ve kararı kesindi. Ancak Timur olayı bu fethi yarım yüzyıl geride bıraktı. 1396'da Türkleri Avrupa'dan sürmek ve Bizans'ı kurtarmak için gelen bütün Avrupa devletlerinin kuvvetlerinden meydana gelmiş büyük Haçlı ordusunu yok eden yıldırım Anadolu Hisarı'nı yaptırdı ve 1397'de şehri kuşattı. Fakat kuşatma savaşına girmedi; büyük Türk birliklerini şehre bağlamak istemedi. Uzun süren bir abluka ile Bursa gibi İstanbul'un da boyun eğip teslim olacağını düşündü. Bizans bu durumdayken Timur, 1402'de Yıldırım'ı yendi.

Yıldırım'ın oğlu Musa Çelebi, 1411'de İstanbul'u kuşattıysa da alamadı. Yıldırım'ın torunu II. Murat'ın 1422'nin 15 haziranından 24 ağustosuna kadar süren pek şiddetli savaşlara sahne olan kuşatması, artık şehrin son günlerini yaşadığını gösterdi. Anadolu'da bir ayaklanma olması, Bizans'ı bu defada kurtardı. Fakat II. Murat'ın oğlu II. Mehmet, şehri almayı hemen hemen bir sabit fikir haline getirmişti. 29 Mayıs 1453'te İstanbul'u alarak Ortaçağ'a son verdi.